www.kizkulesi.nerededir.com
 
ne@nerededir.com
 

> İstanbul Otelleri Nerededir ?

> Otel Rehberi Nerededir ?

> Ekonomik Uçak Bileti Nerededir ?

> On-line Uçak Bileti Nerededir ?

İstanbul Boğazı'nın ağzında, Sarayburnu ile Salacak arasında bulunan bu kule, Boğaz'ın Anadolu sahiline iki yüz metre mesafede bulunan bir kayalığın üzerinde olup İstanbul şehrinin simgelerindendir. Bu kayalıkdan tarihde ilk kez, M.Ö. 411 yılında ki Atina-Sparta savaşı sırasında küçük Byzantion şehrinin Sparta'yı tutmasıyla bahsedilir. Atina'nın galibiyeti ile sonuçlanan bu savaş sonrasında Boğaz'ın Avrupa yakası Sparta, Anadolu yakası ise Atina egemenliğinde kalmıştır. Atina, Boğaz'ın giriş-çıkışını kontrol altına almak için bu küçük kayalığın üzerine bir gümrük istasyonu kurmuştur. Makedonya kralı Philippos, Byzantion'a saldırı tehdidinde bulununca Atina, general Khares'in komutasında ki 40 gemilik bir donanmayı buraya göndermiştir. Bu sefer sırasında karısı Bous'u da yanında getiren kral Khares, eşinin Üsküdar'da[Hrispolis] hastalanıp ölmesi üzerine onun anısına bu kayalığın üzerinde bir sunak ile anıt-mezar yaptırmıştır. Bu anıt, mermer bir kaidenin üzerindeki bir sütun üstünde bronz yada altından yapıldığı söylenen bir dana heykelidir. Bu heykelin kaidesinde eski tarihciler şu yazıtın olduğunu söylerler;

Inakhos'un ineğinin heykeli değilim, adını benden alamaz.
Karşıda ki Bosporos denizi; bu ineği sürdü Pharos'a kadar.
Yetkin Hera'nin öfkesi. Ama ben, keklops'un soyundanım.
Ölümüme kadar ve Khares'in eşiydim, onu izliyordum.
Kuşkusuz, Philippos'un gemilerine karşı.

Düve denildi bana şimdi. Khares'in sevgili eşi
iki anakaranın her ikisinde oturuyorum.

Bu kayalık, mitolojide bir takım efsanelere konu olmuştur. Tanrı Okeanos'un oğlu olan Argos kralı İnakhos'un kızı İo'nun, bir ineğin üzerinde yada bir inek kılığına girip, karnında Zeus'un Epaphos'u taşıyarak yolculuğuna Kuzguncuk'tan başlayarak,Damalis[öküz anlamına gelir] adı verilen bu kayalıkta dinlenir. daha sonra da karşı kıyıda bulunan Byzantion'a yüzerek geçer. Bu mit'e dayanarak kayalık, Damalis ve Arcla adını alır. Arcla kelimesinin Grekçe de karşılığı küçük kale demektir. Gizemli bir anıt olan Kızkulesi'nin adı pek çok efsaneye konu olmuştur. Bunların içinde en popüler olanı Ovidius'un yazdığı bir aşk efsanesi olan Leander'in hikayesi olup, bu kayalık ve kule uzun zaman onun adıyla anılmıştır. Bu efsaneye göre; Afrodit tapınağı rahibelerinden olan Hero ile Leandros bir tören sırasında tanışırlar ve birbirlerini delicesine severler. Evlenmesi yasak olan Hero, Leandros'dan ayrılmak zorunda kalır ve Kızkulesine kapatılır. Hero her gece bir fener yakarak karşı kıyıdan yüzerek gelen Leandros'a yol göstermektedir. Fırtınalı bir gecede Hero'nun yaktığı kandil söner ve Leandros yolunu kaybederek Boğaz'ın akıntısına kapılır ve denizde kaybolur. Ertesi günün sabahında sevgilisinin sahile vuran cesedini gören Hero, kendini kuleden azgın sulara atarak ölümü seçer. Aslında bu efsanede bir çelişki göze çarpmaktadır. O da şudur: gerçekte Afrodit mabedi Çanakkale boğazı civarında bulunan Sestos'dadır. Leandros ise Abidos'lu bir gençtir ve Abidos'da Çanakkale boğazı yakınlarında bir yerleşim yeridir. Yukarıda belirtildiği üzere bu iki genç Afrodit mabedinde tanışmışlardı. Burada adı geçen Sestos ve Abidos'un her ikisinin de Çanakkale boğazı civarında olmaları nedeniyle, bu efsanenin de Çanakkale Boğazı'na ait olması en mantıklısıdır.

18. yüzyılda batı dünyasında "antikite modası" başlayınca, batılı yazarlar bu efsaneyi Kızkulesine monte etmişlerdir. Diğer bir efsanede bir kral kızına aitdir. Bu efsane ile, Kleopatra'nın öülümü için anlatılanlar birbirine çok benzemektedir. Bu efsaneye göre: çok sevdiği kızının on sekiz yaşına gelince bir yılan tarafından sokularak öleceği kahinler tarafından bildirilir. bunun üzerine kral, kızını korumak amacıyla bu kayalıkların üzerine yaptırdığı bir kuleye onu yerleştirir ve korumaya alır. Bir gün, kızına getirilen yiyecek sepetinde ki üzümlerin arasına saklanmış olan bir yılan kızı sokarak ölümüne neden olur. Kral ise çok sevdiği kızını toprağa gömmeye gönlü razı olmadığından, onu demirden yapılmış bir tabuta koyarak, Ayasofya'nın Narteks kapısı üzerine koyar. Yine söylenceye göre tabut üzerinde bulunan iki delik yılanın, kızın cesedini rahat bırakmayarak yine onu sokmak için oraya girip çıktığını gösteriyormuş. Günümüzde bu kapının üzerinde bulunan söz konusu demir kutunun işlevinin ne olduğu bilinmemektedir. Ama bunun bir tabut olmadığı da bir insanın sığabileceği büyüklükte olmamasından bellidir. Ayasofya müzesinin eski müdürlerinden Erdem Yücel bunun eski yapıdan kalan bir kapı lövesi olduğunu ileri sürmektedir.

Bu arada doğu mitolojiside Kızkulesine bir efsane yakıştırmıştır. Bu da battal gazi efsanesidir. Battal gazi askerleri ile kuleye baskın yaparak orada ki hazineleri ve Tekfur'un burada koruma altında tuttuğu kızını alarak Üsküdar'a geçer ve orada atına atlayarak kızla birlikte uzaklaşır. Atı alan Üsküdar'ı geçti sözü de buradan gelmektedir.

> Video Teknolojili Firma Rehberi

> Video Teknolojili Otel Tanıtımı

> Video Teknolojili Dersane

> Video Teknolojili İşletme Tanıtımları

> Video Teknolojili Bireysel Mesaj

Tarihde bu kayalığın ilk kullanılması, I.Manuel Komnenos(1143-1180) zamanındadır. Komnenos, Marmara denizine bakan yazlık sarayını yaptırdığında, şehrin savunmasına katkıda bulunması içim iki tane de kule yaptırmıştı. Bunlardan biri Mangana manastırı yakınında [Topkapı sarayı'nın sahili] diğeri ise Kızkulesi'nin bulunduğu yerdedir. Bu dönemin Bizanslı tarihcisi Niketas Honiates, daha önceleri Damalis olarak tanınan bu yerin kule yapıldıktan sonra Arcla[kale] adını aldığını yazmaktadır. İmparator Komnenos bu kuleyi yaptırdıktan sonra, Mangana'da bulunan diğer kule ile aralarına bir zincir çektirmiş böylece başkent'e saldıracak olan savaş gemilerinin geçişini engellemek istemiştir. Ayrıca gümrük vergilerini ödemeden kaçacak olan ticaret gemilerini de kontrol altına almayı amaçlamıştır. Bu iki kule arasında oldukça büyük olan mesafeyi kapatmak içinde, oldukça ağır olan sallar ile zincirleri birbirine bağlamıştır. Herhangi bir gemi geçiş izni aldığında, sallarla birbirine bağlı olan zincirler açılıyor, gemi geçiyor, sonra yine kapatılıyordu.

Fatih Sultan Mehmet istanbul'u kuşattığı sırada, Bizans'a yardım etmek için Venedik'den gelen Treviziano komutasında ki bir filonun burada üslendiğini, Limni'li tarihci Francis'in notlarından da öğrenmekteyiz. Fetihden sonra Fatih Sultan Mehmet bu küçük kaleyi yıktırır ve onun yerine, taştan yapılmış ve etrafı küçük mazgallarla çevrili küçük bir kalecik yaptırrr. Dönemin vakanüvisti[tarihcisi] Tursun bey Kızkulesinden şöyle bahsetmektedir : İstanbul limanı ağzına mukabil, Anadolu yaka'sında, deniz içine döküntü taş arasında bir muhkem Kal'a yaptırdı ve toplar vaz eyledi ki, atıldıkça liman içinde gemi durdurmaz. Hünername minyatürlerinde ve 1520'de Buondelmonti tarafından yapılıp, Vavassore tarafından basılan desende, üzerinde sivri bir külahı olan duvarlarında da çepeçevre pencere açıklıkları olan bu kuleyi görmekteyiz. 1600 lü yıllarda Fransız Rahibi J.Grelot'un yaptığı İstanbul panoraması gravüründe Kızkulesi dört köşe, etrafı mazgallı küçük bir kalecik şeklindedir. Evliya çelebi ise her zaman ki abartısıyla ünlü eseri Seyahatnamesin de Kızkulesi'ni şöyle tasvir etmektedir. " kulenin karadan bir ok menzili mesafede, dört köşe ve seksen sıra yüksekliğinde iki yüz adım hacminde iki tarafa nazır demir bir kapısı vardır. İçinde dizdarları ile 100 adet muhafız neferi, sahilde 40 pare Balyemez toplarıyla mükemmel bir cephaneliği vardır. "

1510 depreminde büyük ölçüde zarar gören kule, Yavuz Sultan Selim tarafından tamir ettirilmiştir. Bu tarihden itibaren de kule artık bir kale olarak değil, bir deniz feneri olarak hizmet vermeye başlamıştır. Ayrıca fırtınalı günlerde küçük tekneler bu kayalıklara çengel[çapa] atarak akıntıya kapılıp sürüklenmekten kurtulmuşlardır. Kulede ki toplar ise artık korunmak için değil, merasimlerde selamlamak amaçlı kullanılıyordu. Kanunî Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra tahta geçmek için İstanbul'a gelen Şehzade Selim, Üsküdar'dan geçerken bu kuleden atılan toplarla selamlanmıştı. Bundan sonra uzun müddet, tahta geçen her padişah için bu selamlama yapılarak tahta geçiş bu top atışları ile halka duyurulmuştur. 1719 yılında fenerde bulunan kandil yağının rüzgar etkisiyle etrafı tutuşturmasından dolayı çıkan yangın ile iç kısmı tamamen ahşap olan kule yanar ve Nevşehirli Damat İbrahim paşa tarafından taş olmak şartıyla yeniden yaptırılır. Bu inşaat sırasında kulenin en üst katına, çatısı sütunlara oturan bir camlı köşk ilave edilir ve etrafı duvarla çevrilir. 1734 yılında ise lale devrinin önemli mimarlarından Kayserili Mehmet Ağa tarafından bazı ilavelerle yeniden onarılır.

Kızkulesi, İstanbul'da ki diğer sur ve kalelerde olduğu gibi sürgüne gidecek devlet büyüklerinin ilk konakladıkları bazen de idam edildikleri yer olmuştur. I.Mahmud, Kızlar ağası Beşir ağanın pervasız tavırlarından dolayı onu Bostancıbaşı teknesi ile Kızkulesi'ne gönderir ve orada kellesini kestirdikten sonra Topkapı sarayı önünde bulunan ibret taşına koydurarak teşhir ettirir. III.Osman'da 1755 yılında sadrazamı Hekimoğlu Ali paşaya sinirlenir ve
- ben istesem hamalı bile sadrazam yaparım der.
hekimoğlu bunun üzerine.
- Hünkarım.. yaparsınız ama ona hamal Ali paşa, bana ise hekimoğlu Ali paşa derler. diye cevap verince padişah sinirlenir ve Hekimoğlu Ali Paşa'yı Kızkulesine hapsettirir. Bu arada devreye III.Osman'ın annesi şehsuvar kadın girer ve oğlunu ikna ederek Sadrazamın Kıbrıs'a sürgün gitmesini sağlayarak idam edilmekten kurtarır.

1836-1837 yıllarında İstanbul'da baş gösteren ve ölü sayısının 20-30 bin civarında olduğu tahmin edilen Veba salgını sırasında hastaların tecrit edilmesi için burada bir veba hastanesi kurulmuş ve başına da Fransız doktor M.Bulard getirilmiştir. Kızkulesi'nde tesis edilen bu hastane de uygulanan karantina sonucu hastalığın daha da yayılması önlenmiştir. 1832 yılında II.Mahmud'un emri ile büyük bir onarım geçirir ve kapı üzerine padişahın tuğrası ile hattat Rakım'ın yazdığı tamir kitabesi yerleştirilir. 1857 yılında ki onarımda kuleye fener ilave edilir ve bu fener 1920 yılında otomatik ışık yayma sistemi ile yenilenir. 1943 yılında büyük bir onarım geçiren bu kulenin çevresine büyük kayalar yerleştirilerek denize kayması önlenmiştir. Kulenin oturduğu kayaların etrafında bulunan ambarlar ve gaz depoları kaldırılmıştır. Yapının dış duvarları korunarak içi betonarme olarak yenilenmiştir. Kızkulesi 1959 yılından itibaren bir süre Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı radar üssü olarak hizmet vermiştir. !965'de Deniz Kuvvetleri Tesisi Mayın Gözetleme ve Radar istasyonu olan binanın zemin katında mutfak, ısı santrali, Jeneratör odası, üst katlarında ise operasyon odası, radyo-link santrali, alıcı-verici odası ve film odası gibi bölümler ileve edilmiştir. Binanın kule bölümünde ki katlarda ise personelin yatakhanesi ve çalışma odaları bulunmakta idi. Çatıya ve kulede ki terasa ise radarlar yerleştirilmişti. 1982 yılından itibaren bina, Deniz Kuvvetlerinden Türkiye denizcilik işletmelerine devredilmiş, Deniz yollarının Kasımpaşa'da ki deposu yıkılınca, tersanelerde uzun süre bekleyen gemilerde ki haşereleri ve fareleri öldürmek için kullanılan siyanür buraya taşınarak depolanmıştır. Siyanür deposu olarak kullanılan Kızkulesi'nde ki zehir, 1990 yılında boşaltılır ve 1992 yılında mülkiyet hazineye devredilir. Bu tarihden sonra Kızkulesi'nin ne şekilde kullanılacağı konusunda pek çok proje üretilir. Ve 2000 yılında Kızkulesi tekrar büyük bir onarıma alınarak aslına uygun olarak restore edilmiştir. Bu onarım sırasında, zemin katda bulunan ve evvelce bilinmeyen, Sarayburnu'na bakan cephesinde 45 derece, Boğaziçi'ne bakan tarafında ise dik açılı mazgal delikleri ortaya çıkmıştır. Mazgalların bu durumu, hem gün ışığının içeriye girmesini sağlamak, hem de top atışlarını kolaylaştırmak içindir. Ayrıca bu restorasyonda, daha önceki tamirlerde ilave edilen bölümler kaldırılmış, dört köşe kule, demir kasnaklarla takviye edilmiştir.

Restorasyon sonrasında Kızkulesi özel bir turizm şirketine kiraya verilmiş ve halka açılmıştır. Restaurant olarak kullanılan zemin katdan, merdivenlerle üst katlara çıkılmaktadır. Balkon kısmı ise, çay salonu olarak hizmet vermektedir.